Misbah ERATİLLA yazdı: Çocukluk Günlerim

Misbah ERATİLLA yazdı: Çocukluk Günlerim

Misbah ERATİLLA yazdı: Çocukluk Günlerim
Bu içerik 237 kez okundu.
Advert

Çocukluğumda cumartesi günleri sinema günlerimdi. Yedi gün boyunca o anın gelmesini iple çekerdim. Her gidişimde beni anlamaktan uzak bir duvar kadar sert olan annem ve babam karşıma çıkar: “Ne sineması?” derlerdi. Benim bir hafta boyunca beslediğim umutlarımı bir çırpıda söndürürlerdi. “Niye sinemaya para verirsin ki?” düşüncesi beni çıldırtırdı. Benim sinemaya olan sevgimi anlayacak hiçbir belirti göremezdim gözlerinde. Onlara göre sinema boş, işi olmayan, hafif insanların yeriydi. On iki yaşlarındaydım. Sınıfımızdaki arkadaşlarımla cumartesi günü sinemaya gitmeyi planlıyorduk. Ben de izlemek için söz verenlerin arasındaydım. Filme gitmek için pazartesiden itibaren annemi bu duruma alıştırmaya çalıştım. Annem sesini çıkarmıyordu başta. Her gün bıkmadan usanmadan hatırlattım anneme. Ve beklenen gün gelmişti. O gün benim için bir bayram gününden farksızdı. Üstümü giyindim, annemin karşısına dikildim ve yarı tereddütlü bir hissiyatla: “Sinemaya gideceğim anne!” dedim. Daha önceleri için alışık olduğum ancak o an için hazır olmadığım cevapla karşı karşıyaydım yine: “Olmaz!” diyordu otoriter bir ses. Israrla: “Gideceğim anne!” diye karşılık veriyordum. O ise: “İşimiz var, gidemezsin!” diye haykırıyordu yüksek perdeden. Bir an tüm dünyamı ateş almış gibi içim yandı. Gözlerim karardı, üzerime benzin dökmüş gibi tüm duygularımın yandığını hissettim. Koşarak küçük odama çekildim, akşama kadar sessiz çığlıklar suretindeki gözyaşlarımı yüreğime akıttım. Annemle uzun süre konuşmak istemedim. Evle ilgili hiçbir işi ne duymak ne de yapmak istiyordum. Erkenden yatağıma girip uyumaya çalıştım. Haftalarca içimdeki kırgınlık geçmedi. Bu günleri uzun yıllar unutamadım. Benim yapmak istediklerimin anne ve babam tarafından anlaşılması bu kadar imkânsız mıydı?

Yine futbol maçları yapardık çocukluğumuzda. Yüreğimizde taşıdığımız o hırçın çocuğa ne ayakkabılarımız dayanırdı ne de pantolonlarımız... Bir de bunun için işitirdik azarı anne babamızdan.   13-14 yaşlarında bir arkadaşım vardı. Çok güzel futbol topu oynardı. Profesyonel bir takım hocası onu takıma almak istemişti. Babası: “Benim çocuğum topçu olamaz.” diye tutturmuş ve kim araya girdiyse de top oynamasına izin vermemişlerdi. Ne zaman kuzenlerim memleketten bize gelse izin almaya ihtiyaç duymadan rahat bir şekilde sinemaya giderdik. Bazı günler iki filmi birden izlemeye gittiğimiz olurdu. Ben memlekete sinemaya gitmek için giderdim. Memlekette sorunsuz, dertsiz tehdit edilmeden küçük görülmeden film izlerdim. Yazın sıcak günlerinde en mutlu meşguliyetimiz gece yazlık sinemasına gitmekti. Ya gazoz ya da çekirdek alırdık. İşin en heyecanlı kısmı okula gittiğimizde filmi izleyenler arasında bir dostluk gelişir, filmin kritiği yapılırdı. O hafta sinemaya gitmeyenler, ödevlerini yapmamış çocuklar gibi bir suç işlemişçesine bir köşede durur, mahzunlaşırlardı. Sinemaya gidenler caka satardı filme gitmeyenlere. Annem, babam beni sinemaya göndermediğinde arkadaşlarımın arasında kötü duruma düşürdüklerinin farkında bile olmazlardı. Beni anlayacaklarını da beklemiyordum artık.  Çünkü aramızda konuşulacak hiçbir konu kalmıyordu yaşanan onca kırgınlıktan sonra sessizce eve gelir, odama çıkardım. Çocukluğun belki de en zor yanı iradenin ve paranın elinde olmamasıdır. Büyümenin en güzel yanı ise, sana kimsenin karışmamasıdır. 

 

Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX