RAHMETLE ANIYORUZ-1

RAHMETLE ANIYORUZ-1

RAHMETLE ANIYORUZ-1
Bu içerik 204 kez okundu.
Advert
Son asırların dahî siyaset adamlarından Erbakan Hocamızı vefat ettiği 27/28 Şubat 2011’in 10. yıldönümünde rahmet, mağfiret ve şükranla anıyoruz.
Ne tevafuktur ki hocamızın vefat tarihi, tarihimize kara bir leke olarak geçen 28 Şubat darbe muhtırasının yıldönümüne denk gelmiştir. Bu tevafukla o zalim darbecilere ‘Sizinle öbür dünyada hesaplaşırız!’ mesajını mı vermektedir?
28 Şubat 1997’de olağanüstü toplanan MGK (Millî Güvenlik Kurulu) irticaya (İslam’a) karşı açık bir savaş başlattı. Bu toplantıda alınan kararla merhum Erbakan’ın başbakan olduğu 54. Hükümet istifa etmek zorunda kalmış ve Türkiye siyasî, idarî hukukî ve sosyal bir kaosa sürüklenmiştir.
Bilindiği gibi o dönemde TV haberleri generallerin demeçleriyle doluydu. Her gün bir general kendi paşa gönlü istediği gibi demeç verir ve Türkiye’yi tehditle yönlendiriyorlardı. Türkiye’ye karşı yapılan bu darbeye ‘Post-modern’ diyecek kadar ileri gitmişlerdi. General Çevik Bir başkanlığında Türkiye’nin başına bela olan BÇG (Batı Çalışma Grubu) kurulmuş, onların kontrolündeki Ergenekon’un MLKP, PKK, AY IŞIĞI, BALYOZ gibi taşeron örgütleri kullanarak onlarca önemli cinayet işlediği hem Yarbay Mustafa Dönmez’de ele geçirilen bombalardan hem Adnan Temiz gibi tetikçilerin ‘kapalı zarf içinde birilerince bizlere cinayetler ihale ediliyordu’ itiraflarından anlaşılıyordu.
1996'da Susurluk'ta meydana gelen trafik kazasında mafya-siyasetçi-polis ilişkileri açığa çıkmış ve kaosun perde arkasında kimlerin kimlerle dans ettiği belgelenmişti. 22 Ocak 97’de yüksek rütbeli subaylar Gölcükte toplanmış ve irticanın (İslam) iktidarda olduğuna tepki göstermiş, 12 gün sonra, 4 Şubat'ta Sincan'da askerler 20 tank ve 15 zırhlı araçla geçiş yaparak darbe tehdidinde bulunmuş, 11 Şubat'ta ‘Şeriata Karşı Kadın Yürüyüşü’ Ankara'da gerçekleştirilmiş ve 28 Şubat’ın gerekçeleri hazırlanmıştır.
28 Şubat’ta toplanan MGK, Kur’ân kurslarının, İmam-Hatip okullarının, tarikatların kapatılmasını; muhafazakâr medyanın susturulmasını da içeren, özetle İslam’ın özü ve ruhunun yok edilmesini içeren Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun uygulanmasını hükümete bildirdi. Ancak merhum Erbakan bu kararları imzalamadı.
Kararı imzalamayınca, 21 Mayıs 97’de Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş, ‘Ülkeyi iç savaşa sürüklediği’ suçlamasıyla RP (Refah Partisi)’nin kapatılması davasını açtı. Genelkurmay Başkanlığı 7 Haziran’da İslam’ı savunduklarını iddia ettiği dindar firmalara ambargo koydu. 10 Haziran’da generaller Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay başkan ve üyelerini Genelkurmay Başkanlığı'na çağırarak talimatlarını verdiler.
Cumhurbaşkanı Demirel de asker-örgütler-le hareket ettiğini her fırsatta ortaya koyuyordu.
Ülkemizde ‘Güzelim demokrasi’ buna denir.
Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve Cumhurbaşkanının generallerden aldığı talimatlarla ülkeyi yönettikleri demokrasi.
Böyle bir ‘demokratik’ ortamda ülkeye hizmet edemeyeceğini fiilen gören merhum Erbakan Başbakanlıktan istifa etti.
Demirel, hükümeti kurma görevini ikinci büyük parti olan DYP (Doğru Yol) lideri Tansu Çiller’e vermesi gerekirken üçüncü parti ANAP’ın lideri olan Mesut Yılmaz’a vererek bir daha yüzünü gösterdi. Böylece ANASOL-D Hükümeti kuruldu.
11 Ocak 1997'de merhum Erbakan, Ramazan iftarı nedeniyle aralarında Fethullah Gülen’in de olduğu 51 tarikat ve cemaat liderini Başbakanlık Konutu'na davet etti. Gelmeyen tek cemaat lideri Fethullah Gülen’di. O davete icabet etmedi Müslüman cemaatlerin arasında yer almak istemedi.
28 Şubat sürecinde Gülen merhum Erbakan’ın en büyük muhaliflerinden biri olduğu bilinmektedir. 28 Şubat süreci olan 29 Mart 1997'de Samanyolu-TV'de katıldığı bir televizyon programında baskıcı askerleri eleştirenlere karşı ‘Asker demokratik yollarla sorunların çözümünü istedi.. çok mantıki davranıyorlar. Çok muhakemeli davranıyorlar’ diyecekti.
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX